MAKALE-YAZI

Tümü
Mustafa Yılmaz

Çay Gibi Eğitim

Güzel bir çay nasıl olur? Demli mi, demsiz mi? Nasıl bir bardakta sunulursa güzel olur? Şeker koymalı mı yoksa sade mi içmeli? Çok sıcak çay mı iyidir yoksa biraz soğuması mı iyidir? İşi bilen bilir. İyi çay için demlik de çaydanlık da ateş de demleme usulü de önemlidir. Bazısı porselendeki çayı tek geçer bazısı emayede demlenen çayı sever. Bana sorarsanız çay biraz demli olmalı. Açık çay istediğim tadı vermez. Zift gibi demli de olmamalı tabi. Bardağın yarısı dem olsa iyidir mesela. Sonra çayın suyunun da özel olmasına dikkat etmek lazım. Öyle kireçli çeşme suyundan yapılan çayla kaynak suyundan yapılan çayın lezzeti de bir olmaz. İşi bilenler çay demlemek için evde özel su bulundururlar. Takdir edilesi bir davranış. Şeker meselesine gelince. Zevkler tartışılmaz tabi ama çayı dilden sevenler şekerli, “dil”den sevenler şekersiz içer. Tırnak içindeki “dil”in Farsça gönül demek olduğunu da bilenler bilir. Şekersiz çaydan zevk alanlar işi ilerletmiş, çayla hemhal olmuştur zira. Şekerli çay içenler için bir de kaşık meselesi var. Şekeri karıştırmak için kaşık bardağa çok çarpmadan nazikçe karıştırılır. Sanki şeker ürkmeden suya karışsın der gibi. Konumuz çay değil elbet. Her zaman olduğu gibi eğitim. Çay tiryakisi olduğumu fark edip çay üzerine düşüncelere dalınca (tiryakilik sadece dilde değil “dil”de de yerleşiyormuş meğer) çayla eğitim arasında önemli benzerlikler olduğunu fark ettim. Bu metaforik hezeyanlar içinde bir demlik çayı bitirirken çaya eğitimle arasındaki benzerlikleri şöyle anlatıverdim: Ey çay! Senin demliğin eğitimin politikasına ve müfredatına benziyor. Çünkü eğitim dediğimiz şey onun içinde kaynıyor ve olgunlaşıyor. Politikalar ve müfredat doğru olursa eğitim de doğru oluyor. Nasıl ki pilav tenceresinde çay demlenmiyor, popülist politikalarla da eğitim olmuyor. Muhterem çay! Senin bardağın, eğitimdeki fiziki şartlara benziyor. Karaçay için ince belli, yeşil çay için porselen fincan, sallama çay için karton bardak nasıl idealse eğitimin yapısına ve hedeflerine göre de uygun fiziki şartlar gerekiyor. Beceri ve tasarım temelli, yapılandırmacı, değer odaklı, hayatla iç içe bir eğitim tasarlanıyorsa bunun fiziki şartları dört duvardan fazlasını gerektiriyor. Yoksa tutulmuyor, eli yakıyor. Sayın çay! Senin içindeki çay öğrenciye benziyor. Diğer her şey onun için bir araya geliyor. O öğrencinin de okula gelene kadar ailesinde güzelce işlenmesi, demlenecek hale getirilmesi gerekiyor. Nasıl ki yaş çay demlenmiyor, evden ham gelen öğrenci de işlenmiyor. Sevgili çay! Senin içindeki su, eğitim ortamına benziyor. Öğrenci o ortamın içinde demleniyor. Nasıl ki çay sıcak suda yarım saat bekleyince demleniyor, öğrenci de sıcak bir ortamda yıllar içinde olgunlaşıyor, eğitiliyor. Gerekli ortam olmazsa olgunlaşmıyor, olgunlaşmadığı gibi acılaşıyor. Hiç içilmiyor. Yüce Allah’ın nimeti çay! Sendeki şeker, eğitimdeki bilgiye benziyor. Eğitimi ve öğrenciyi o tatlandırıyor. Tabi şekerin de kolayca eriyebilmesi için ortamın sıcak, bilginin kaliteli olması gerekiyor. Bilginin kolay erimesi için de öğretmenin ilgisi, bilgisi ve sevgisi gerekiyor. “Öğretmen bu işin neresinde” dediğini duyar gibiyim. Sabret. Onu en sona sakladım. Sohbetlerin bahanesi çay! Sendeki kaşık, eğitimdeki öğretmene benziyor. Şekeri suyla ve çayla karıştıran kaşık gibi o da bilgiyi sıcak bir ortamla birleştirip öğrenciye veriyor. Kaşığı küçümseme. O olmasa tüm önemli parçalar yerinde duracak, tam bir birlik olamayacak. Öğretmen de bu işin en önemli parçası. O bir aslan parçası. Ne dersin çay? Biz de günün birinde güzel çaylar içebilecek miyiz? Daha önce içtiğimiz çaylarda hep sorun vardı. Sahi sorun neyde? Çaydanlıkta mı, bardakta mı, şekerde mi, kaşıkta mı, suda mı? Yoksa bizim damak tadımız mı bozuk? Ne dersin?

Muhammet Yılmaz

Öğreten Sınıflar Öğrenen Sınıflara Nasıl Dönüştürülür? (Bir Etkinlik ve Uygulama Örneği)

Yerleşik okul modelinde, öğretme-öğrenme mekânı sınıftır. Öğrenciden sınıfta sırasına oturması, kitabını defterini açması, kalemini eline alıp öğretmeni beklemesi istenir. Öğretmen, öğreten kişi olarak sınıfa gelir, çoğunlukla anlatım ve soru cevap yöntemlerini kullanarak dersi işler ve bitirir. Buna öğreten sınıf diyoruz. Öğreten sınıfta çoğu zaman öğretmen merkezde, özne, etkin ve bilgi aktaran pozisyonunda; öğrenci bir nesne gibidir, pasiftir, edilgendir ve bilgiyi depolayan kişi pozisyonundadır. Çağımızda bilgiye ulaşma yolları kolaylaştı, eğitim teknolojilerinde yeni gelişmeler oldu, eğitim yaklaşımları değişti, çocuklar farklılaştı ve mızrak çuvala sığmamaya başladı. Sınıflar sıkıcı bir yer oldu, öğretmek zorlaştı,  öğrenciler okula gelmek istemez oldu ve böylece devamsızlıklar arttı. Okul ve sınıf ile ilgili dönüşüme olan ihtiyaç daha fazla hissedilmeye başladı. Çocuklar ve sınıf dışı çevresel şartlar eğitimcinin kontrolü dışında değişiyor. Fakat bazı şeyleri değiştirmek eğitimcilerin elindedir. Eğitim yaklaşımlarını, okula ve sınıfa bakış açısını ve öğrenme stratejilerini değiştirmek eğitimcinin elindedir. Bu arada okul ve sınıfın fiziki yapısı ile ilgili ezberleri bozup farklı düzenlemeler yapılabileceğini de kabul etmek gerekir. Şunu da belirtmek gerekir ki, sınıfların kalabalık oluşu, müfredatın bağlayıcılığı ve sınava odaklılık arttıkça öğrenen sınıflar oluşturmak zorlaşır. Ancak bazı ufak tefek değişikliklerle, şartları zorlayarak, mevcut sistem içinde öğreten sınıfları öğrenen sınıfa dönüştürmek de mümkündür. Peki, öğreten sınıf ile öğrenen sınıf arasında ne fark vardır? Bu soruya çok farklı açılardan cevap verilebilir. Ancak biz, örnek bir etkinlik üzerinden ders uygulamasını ve sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyoruz. Önce bir konu ve kazanım belirleyip örneğimizi onun üzerinden işleyelim. Dersimiz Hayat Bilgisi, konumuz “Aile içi görev ve sorumluluklar”, kazanımımız da “Aile içi görev ve sorumluluklarının farkında olur” şeklinde olsun. Öğreten sınıfta bir ders: Öğreten sınıfta, “Aile içi görev ve sorumluluklar” konusu en iyi ihtimalle kısaca şöyle işlenir: Öğretmen, biraz ailenin öneminden ve birlikte yaşamanın gerektirdiği sorumluluklardan bahseder. Bir öğrenciye kitaptan birkaç paragraf okutur veya bütün öğrencilerin konuyu okumasını ister. Öğrencilere bazı sorular sorar. Verilen cevapların bazılarını tahtaya yazar veya yazdırır. Tahtaya yazılanlar üzerinden bazı örnekler vererek konuyu anlatmaya devam eder. Öğrencilere birkaç soru sorarak cevap ister ve dersi böylece bitirir. Öğreten sınıfta öğrenciler öğrenmiş gibi görünür, öğretmen öğretmiş gibi hisseder fakat gerçekte davranışa dönüşebilecek bir öğrenmeden bahsetmek pek mümkün değildir. Çünkü öğrenciler yeterince işe koşulmamış, zihinleri ve duyguları harekete geçirilmemiş, bilgi ve düşünce geliştirmeleri sağlanmamış, hazır bilgiyi tüketmelerine zemin hazırlanmıştır. Yapılması gereken yapılmadığı için, öğrencilerin bilgileri içselleştirmeleri ve aile içi sorumluluklarını yerine getirme konusunda davranış geliştirmeleri pek mümkün olmayacaktır. Öğrenen sınıfta bir ders: Öğrenen sınıfta öğretmen, önce konuya dikkat çeker ve merak uyandırır. Sonra öğrencilere güvendiğini ve bu konuyu arkadaşlarıyla birlikte kendilerinin öğrenebileceğini söyleyerek teşvik eder. Öğretmen bir etkinlik düzenleyeceklerini, bu etkinlikte önce bireysel sonra grup olarak çalışacaklarını, kitaptan yararlanabileceklerini, eğer imkân varsa internetten araştırma yapabileceklerini, kendi aralarında konuşup tartışarak fikir üreteceklerini, bazı konularda uzlaşarak ilkeler belirleyeceklerini anlatır ve öğrencilere yönerge verir. Öğretmen tahtanın başına “Aile İçi Görev ve Sorumluluklar” yazar. Tahtayı çizgilerle dörde böler. Öğrencilerden de aynı şeyi defterlerine yapmalarını ister. Birinci bölüme evde babaların/yetişkin erkeklerin, ikinci bölüme annelerin/yetişkin kadınların, üçüncü bölüme çocukların, dördüncü bölüme de ayırım gözetmeksizin herkesin yapması gereken görev ve sorumluklarla ilgili birer örnek yazar. Sonra da öğrencilerden benzer şeyler yazmalarını söyleyerek onlara beş dakika süre verir. Bireysel çalışma bittikten sonra öğrencileri dörder kişilik erkek ve kız gruplarına ayırır. Sınıf karma değil ise etkinliği buna göre uyarlar. İlk grup çalışmasında herkesin yazdıklarını arkadaşlarına okumasını ve neden öyle düşündüğünü birbirlerine anlatmalarını ve görüşlerini savunarak arkadaşlarını ikna etmelerini ister. Eğer aynı görüşte değillerse, tartışarak uzlaşmalarını ve uzlaştıkları ilkeleri yeni bir kâğıtta/tabloda toplamalarını ister. Grup çalışması sırasında sınıfın içinde dolaşarak öğrencileri yönlendirir. Onları tartışmaya, fikirlerini savunmaya, gerektiğinde düşüncelerinden vazgeçmeye ve uzlaşmaya teşvik eder. Süre bittikten sonra grup çalışmasının ikinci bölümüne geçer. Bu sefer olaya farklı baktıkları için ve birbirleriyle empati kurmaları amacıyla kız ve erkeklerden karışık gruplar oluşturur. Bir önceki grupta oluşturulan grup kâğıtlarını beraberlerine alarak yeni gruplara katılmaları sağlanır. Kızlarla erkeklerin aynı konuyu yeniden tartışmaları ve uzlaştıkları ilkelerle yeni bir grup tablosu oluşturmaları istenir. Yeterli bir süre sonunda grup çalışması bitirilir. Sözcülerden yazdıkları ilkeleri sınıfta paylaşmaları istenir. Çalışmanın sonunda öğretmen ortak ilkeler ile tahtadaki tabloyu doldurabilir. Ayrıca bazı önemli noktalar sınıfça tartışılabilir. İhtiyaç duyduğu taktirde öğretmen, bazı konuları açıklayarak, sorular sorarak, sorulara cevap vererek veya başka bir etkinlik ile dersi sonlandırabilir. Sonuç olarak, sınıfı öğrenen sınıfa dönüştürebilecek bu ve benzeri etkinlikler eğitime ne kazandırır? 1. Ders sıkıcı olmaktan çıkar, keyifli bir öğrenme ortamı oluşur. 2. Öğrenci merkezli bir eğitim anlayışı hayata geçmiş olur. 3. Öğrenme kolaylaşır ve kalıcı hale gelir. 4. Öğrencilerin düşünce ve duygularını harekete geçirmelerine ve onları ifade etmelerine fırsat verilmiş olur. 5. Farklı düşünceleri dinleme, anlayış gösterme, tahammül etme, hoşgörülü olma değerlerinin toplumda yerleşmesine katkı sağlanır. 6.  Çok etkili bir yöntem olan akran öğrenmesinin önü açılır. 7. Öğrencilerin düşünce üretmeleri, bilgiyi yapılandırmaları ve kendi kendilerine öğrenmeleri sağlanmış olur. 8.  Öğrencilerin, düşüncelerini ifade etme, onları savunabilme ve karşısındakini ikna etme becerilerini geliştirmesi sağlanır. 9. Çocuklar, daha doğru bir bakış açısı duyduklarında, kendi düşüncelerinden vazgeçme deneyimleri yaşarlar ve fikirleri değiştirmenin olağan bir şey olduğunu öğrenirler. 10. Öğrencilerin bilgileri içselleştirmesi ve böylece davranışa dönüşmesi sağlanır. Öğrenen öğretmenlere öğrenen sınıflar dilerim. Muhammet YILMAZ Eğitimci-Yazar  

Diğer makaleler

YAKIN TAKVİM

Haziran 2020
29 Haziran  -  5 Temmuz
Temmuz 2020
6  -  12 Temmuz
13  -  19 Temmuz
20  -  26 Temmuz
27 Temmuz  -  2 Ağustos
Ağustos 2020
3  -  9 Ağustos
Daha fazla göster

İLETİŞİM

E-posta bültenimize abone olarak gelişmelerden hemen haberdar olabilirsiniz.

Aboneliğinizi dilediğiniz zaman epostada bulunan çıkış linki ile iptal edebilirsiniz.

E-posta adresiniz

Haberdar olmak istediğiniz konuları seçebilirsiniz.

Bizi sosyal medyadan takip edin.




İletişim bilgilerimiz

Eposta: [email protected]
Telefon: 0 (212) 512 19 88-89-90
Faks: 0 (212) 512 19 91
Adres: Süleymaniye Cad. Elmaruf Sk. No:3 Fatih/İSTANBUL
Haritada göster